ÂRİFLER SULTANI

BÜLBÜLLERİ SUSTURAN VELÎ: SAMİ EFENDİ DUALARLA ANILDI

Güncel 15 Şubat 2018 15:43
ÂRİFLER SULTANI
-A +A

Ömrünü istikamet ve takva ölçüleri içinde Allah'a ve Allah'ın kullarına hizmet ve irşatla geçiren son dönem Allah dostlarından Mahmud Sami Ramazanoğlu rahmet ve dualarla anıldı.

Merhum Mahmut Sami Efendi(K.S) vefatlarının 34. Sene-i devriyelerinde Antalya ALTINOLUK&ERKAM yayınları temsilciliğinde dualar, hatimler, Yasinler hediye edilerek anıldı. Kuran-ı Kerim tilaveti ve okunan dualarla başlayan programda Erkam ve Altınoluk Antalya Temsilciliği’nde her Cuma Namazı’ndan sonra Rûhu’l Beyân Tefsiri Sohbeti gerçekleştiren Sadık Üzer Hocaefendinin yaptığı açılış konuşmasının ardından Altınoluk Dergisi yayın müdürü ve yazarlarından Mustafa Eriş “Sami Efendiden Hatıralar” konulu bir sohbet gerçekleştirdi.

KISA HAYAT HİKAYESİ (1892-1984)
1892 yılında Adana’da doğdu. Babası tarihte ‘Ramazanoğulları’ diye bilinen aileden Mücteba Bey, annesi ise Ümmügülsüm Hanım’dır. Sami Efendi’nin büyük ceddi Abdülhâdi Bey’in tesbit ettiği aile şeceresine göre, Ramazanoğulları’nın aslen Türklerin Oğuz boyunun Üçoklar kabilesinden olduğu ve Hz. Hâlid b. Velid (r.a.) nesliyle münasebeti olduğu anlaşılmaktadır. İlk, orta ve lise tahsilini Adana’da tamamladı. Yüksek tahsil için İstanbul’a geldi. Darü’l-fünun Mektebi’ne girdi. Hukuk Fakültesi’ni birincilikle bitirdi.  Askerlik hizmetini yedek subay olarak yine İstanbul’da yaptı. Zahir ilimlerini devrin ulema ve müderrislerinden tamamladı. Tasavvuf yoluna yöneldi. Devrin meşhur Nakşi tekkesi Gümüşhaneli Dergahı’nda bir müddet erbain ve riyazatla meşgul oldu.

BİR TEVAZU ABİDESİ: SAMİ EFENDİ
Arkadaşı eski Beşiktaş Müftüsü Fuad Efendi’nin babası Rüşdü Efendi’nin delaletiyle Kelami Dergahı şeyhi ve Meclis-i meşâyih reisi Erbilli Esad Efendi’ye intisab etti. Bir müddet mürşidinin yanında kaldı. Bilahare memleketi Adana’ya irşada vazifeli olarak gönderildi.  Memleketi Adana’da Cami-i Kebir’de vaaz ve hususî sohbetleriyle irşâd hizmetini yürüttü. Geçimini temin için bir kereste ticarethanesinin muhasebesini tutuyordu. Yazları, Adana’nın Namrun ve Kızıldağ Yaylası ile Kayseri’nin Talas’ında geçirirdi. Hac yolunun açıldığı 1946 yılında ilk defa hacca gitti.

İSLAM'A VE İLİME ADANAN BİR ÖMÜR

 1951 yılında İstanbul’a geldi. İki yıl kadar İstanbul’da kaldı. 1953 yılında hac dönüşü arkadaşı Konyalı Saraç Mehmed Efendi’yle Şam’a geldi ve oraya yerleşti. Bilahare ailesi, damadı ile birlikte yanına gitti. Ancak bu Şam hicreti dokuz ay kadar sürdü. Tekrar İstanbul’a geldi. İstanbul’a bu gelişlerinde önce Bayezid-Laleli’ye, sonra da Erenköy’e yerleşti. İstanbul’da bulunduğu yıllarda Erenköy Zihnipaşa Camii’ndeki vaazları ve hususi sohbetleriyle irşad hizmetini yürüttü. Diğer yandan da Tahtakale’de bir ticarethanenin muhasebesini tutarak geçimini temin etmekteydi.
Onun bu vaaz, irşad ve sohbetlerinden cemiyetin her sınıfından; fakir-zengin, esnaf-işçi, memur-tüccar  binlerce insan istifade ederek feyz aldı. 1979 yılında gönlündeki muhabbet-i Resulullah ateşi, onu, Medine’ye hicrete mecbur etti. Çünkü onun son arzusu Peygamber şehrinde Hakk’a varmaktı. 12 Şubat 1984’de Medine-i Münevvere’de vefat etti.

ESERLERİ:

1. Hazreti İbrahim (AS)   2. Hazreti Yusuf (AS)   3. Yunus ve Hud Sureleri Tefsiri  4. Bedir Gazvesi ve Enfal S.    5. Uhud Gazvesi    6. Tebük Gazvesi  7. Hazreti Ebu Bekir (RA)   8. Hazreti Ömer (RA)              9. Hazreti Osman (RA)     10. Hazreti Ali (RA)     11. Hazreti Halid İbni Velid (RA)      12. Ashab-ı Kiram (RA) (1-2)    13. Musâhabe ( 1-6)    14. Mükerrem İnsan   15. Fatiha Suresi Tefsiri     16. Bakara Suresi Tefsiri    17.

“YAĞMUR TANESİ KADAR AK VE BERRAK” 
Necip Fazıl Kısakürek’in “Sami Efendi mi? O bir yağmur tanesi kadar ak ve berraktır” sözleri ile hayranlığını ifade ettiği son dönem Allah dostlarından Mahmud Sami Ramazanoğlu, sükûtu, edebi, mahfiyeti, tevazusu ve kalbî hayatı ile sevenlerinin hayatında derin tesirler bırakan Sami Efendi Hazretleri Kur’an-ı Kerim okumayı, az yemeyi, seherleri değerlendirmeyi, sürekli zikir halinde bulunmayı ve salih ve sadıklarla beraber olmayı tavsiye ederdi.


BÜLBÜLLERİ SUSTURAN BİR VELÎ
Osman Nûri Topbaş: Onun irşâdı, daha çok hâl ile olurdu. Meselâ fötr şapkasıyla sohbete gelmiş olana da herhangi bir şey demezdi. Eğer gelenin nasibi varsa birkaç sohbet sonra daha düzgün bir giyim kuşamla gelirdi. Bir müddet sonra ise âdeta dervişâne bir hâle bürünürdü. Hâlbuki hiç kimse ona; “sen şu giysini çıkar da böyle giyin” demezdi. Yani hâl lisânıyla bir terbiye gerçekleşirdi. Tıpkı Allah Rasûlü (s.a.v)ʼin Enes (r.a)ʼı terbiye etmesi gibi…

Cengizhan YILDIRIM, Fotoğraf: Murat ESENTEKİN

Facebook'ta paylaş butonu
Print
Yorum Yap
Yorumunuz
1000

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Facebook Yorumları
Dikkat Çekenler
Yazarlar
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
Alıntı Yazarlar
Anket

Sayfalar
Duyurular
Linkler
Arşiv
Günlük Gazeteler
Oku
Ziyaretçi Defteri
Hava Durumu
Hava Durumu
Yükleniyor...