10 Ağustos 2018 00:03
-A +A
Hidayet GÜLTEKİN

Hidayet GÜLTEKİN

İSLAM’IN KÖLE VE CARİYE SORUNUNA YAKLAŞIMI

Dikkat! Biz yüce Rabbimiz için "Mevlam, Mevlamız" dediğimiz gibi o da bizlere "Mevlanız" tabirini kullanmaktadır.
Kullar arasındaki bu ortak kullanımın anlamı şudur: İslam ile müşerref olduktan sonra artık müminler, ne biri diğerinin efendisi ne de diğeri onun kölesidir artık; cahiliye tabiriyle, "sahip ve sahip olunan"dan her ikisi de birbirinin mevlasıdır.
Tüm hakları korunmak şartıyla yanında çalışan kardeşi, dostu veya amcaoğlu gibi. Biri diğerinin yardımına ve hizmetine muhtaç, diğeri de yanında barınıp çalıştığı kimsenin sahip olduğu maddi imkânlarına ve sevgisine muhtaçtır. Aralarındaki bağ ise, bağların en sağlamı olan din kardeşliği bağıdır.Bunlara ilave olarak Kur'an'da geçmemekle birlikte Hadislerde köle ve cariyelere isim olarak kullanılan rakik ve ıtk kelimelerini de zikretmemiz gerekir.

Rakîk (çoğ. rikak ve erikka): Asıl olarak ince, zarif, hassas, kibar, yumuşak huylu ve akıllı gibi manalarda kullanılan bir sıfat isimdir. Sahiplerine boyun eğdikleri, onlara karşı asla sert olmadıkları ve daima itaatkar ve titiz davranmak durumunda oldukları için hürriyeti elinden alınmış insanlara /köle ve cariyelere bu münasebetle isim olmuştur.
Itk, 'ateka' fiilinden mastardır, kölelikten kurtulmak anlamındadır. Itk, aynı zamanda hürriyet manasında isim olarak da kullanılır.

KÖLELİĞİN TARİHÇESİNE KISA BİR BAKIŞ
Köleliğin tarihi çok eskilere dayanmaktadır. Neredeyse, toplumlar arası savaşların başlamasıyla birlikte kölelik tarihi de başlatılmış ve acımasız, zaman zaman vahşice uygulamalarla XVIII. yüzyıla kadar devam etmiştir. İlk uygarlıklarda kabileler mağlup ettikleri düşmanlarından ele geçirdikleri esirleri ya öldürüyor veya köle olarak ağır işlerde çalıştırıyorlardı.
Tarım hayatına geçtikten sonra büyük arazi sahipleri çiftliklerinde çalıştırmak üzere köle edinmeyi bir zaruret olarak görmekteydiler. İlgili kaynaklarda verilen bilgilere göre Hint, Çin, Mezopotamya, Eski Yunan, Roma, Mısır ve Arap medeniyetlerinde kölelik tam bir kurum haline dönüştürülmüştür.

Bu uygarlıklarda köleler, toplumda uygulanmakta olan ya kast sisteminin, ya şehirli köylü ayrımının yahut da savaşta elde edilen esirlerin oluşturduğu hizmetçi sınıflardı. Köleler sınıfı, başlangıçta savaş esirlerinden oluşmaktayken daha sonraları bunlara köle ana ve babadan doğanlar, borcunu ödeyemeyen özgür yurttaşların çocukları veya kendileri, baskınlar sonucu kabileden veya ailelerinden koparılan zavallı insanlar da eklenmiştir. 
Kimi babalar, kendi çocuklarını, hatta kendileri de dahil olmak üzere ailelerini, geçim sıkıntısı sebebiyle köle olarak satmışlar; kimi zayıf karakterli insanlar yoksulluklarını bahane ederek karınlarının doyurulması karşılığında zengin ailelerin yanlarına kendi istekleriyle köle olarak yerleşmişler; hatta kimileri de aileleriyle birlikte köleliği hür bir hayata tercih etmişlerdir.  Bu sistem, Arap toplumları da dahil tüm toplumlarda yaşatılmaktaydı.

CAHİLİYE DEVRİNDE ARAP TOPLUMUNDA KÖLELİK
Diğer toplumlarda olduğu gibi İslam'dan önceki cahiliye dönemi Arapla-rında da insanların bir kısmı köle ve cariye olarak alınıp satılmış, taşınır mal olarak kullanılmıştır. Gerçek şu ki, başlangıçtan itibaren her peygamber, insanlar arasında ırk ve sınıf üstünlüğüne dayalı bir ayırımın olmadığı ve Allah'tan başkasına kulluk edilmemesi gerektiği hususunda mücadele vermiştir.
Getirilen dinî ve ahlakî ilkeler, cezai müeyyidelerle bazı insanlara reva görülmekte olan tahkir edici bakış ve muameleleri Allah'tan korkutma yoluyla yok etmeye ve insanlar arasındaki ilişkilere insani bir boyut kazandırmaya çalışmışlardır. Denilebilir ki, Hz. Musa ile kardeşi Harun'un tüm çabaları Firavun'un mülkiyetinde bulunan bir köle toplumu /İsrailoğullarını kölelikten kurtarmaktı.

Onları, aşama aşama, önce hürriyetine kavuşturmak sonra şuur altına yerleşmiş olan kölelik, sahte tanrılara kulluk psikozunu yok etmek daha sonra da aklı, fikri ve vicdanı hür bir toplum vücuda getirmek idi. Fakat Nemrut, Firavun, Nöron... örneğinde olduğu gibi tarih boyunca, gücü elinde bulundurup da kendilerini Tanrı'nın yerine koyan azgın bireyleri ve başkalarına karşı zorla sınıfsal üstünlük kurmuş olan toplumları bundan vazgeçirmek pek mümkün olmamıştır. Zaten kendi devirlerinde peygamberlere karşı çıkanlar, çoğunlukla toplum üzerindeki otoritelerinin sarsılıp sömürü düzenlerinin sona ermesinden korkan hakim zümreler olmuştur.
Kaynak: Prof. Dr. M. Zeki Duman, Erciyes Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Tefsir Anabilim Dalı Öğretim Üyesi zduman@erciyes.edu.tr

Facebook'ta paylaş butonu
Print
Yorum Yap
Yorumunuz
1000

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Facebook Yorumları
Dikkat Çekenler
Yazarlar
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
'DİRENİŞ' ORDUSU

'DİRENİŞ' ORDUSU

15:35 12 Ağustos 2018
Dua Lipa’ya servet harcanıyor

Dua Lipa’ya servet harcanıyor

17:26 14 Ağustos 2018
Minik ellerden leziz yemekler

Minik ellerden leziz yemekler

17:33 9 Ağustos 2018
‘Paket tur’la geliyorlar

‘Paket tur’la geliyorlar

14:26 9 Ağustos 2018
Alıntı Yazarlar
Anket

Sayfalar
Duyurular
Linkler
Arşiv
Günlük Gazeteler
Oku
Ziyaretçi Defteri
Hava Durumu
Hava Durumu
Yükleniyor...