11 Ağustos 2018 00:01
-A +A
Hidayet GÜLTEKİN

Hidayet GÜLTEKİN

İSLAM’IN KÖLE VE CARİYE SORUNUNA YAKLAŞIMI

Hz. Muhammed'in peygamber olarak gönderildiği M.S. VII. asırda cahiliye dönemi Arap toplumunda da Firavunlar dönemi Mısır, Yunan ve Roma'da olduğu gibi köleler sınıfı vardı. Arap'larda da soylular /efendiler ve onların hizmetinde çalışmaya mecbur ve mahkum edilmiş köle ve cariyeler bulunuyordu.

Bunlarda köleleştirme geleneği, genellikle şu üç yöntemle sürdürülmüştür: Savaş sonunda ele geçirilen esirlerin köleleştirilmesi, yabancı toplumlar veya ülkelerden baskın yoluyla kaçırılan hür insanların bir ticaret metaı olarak köle pazarlarında satılıp-alınması ve kölenin soyundan gelenlerin, nesilden nesle, köle olarak tevarüs ettirilmesi...

Her asırda ve her toplumda köleler sınıfı, baskın sınıfın kendilerine dayattığı statüleri gereği, doğuştan sahip olduğu temel hak ve özgürlüklerden mahrumdur. Bunların bütün hakları sahibinin, Arap'larda yaygın ifadesiyle 'efendisi'nin elinde bulunuyordu.
Köleler, ne bireysel ne de sosyal, hiçbir hakka sahip değillerdi. Dolayısıyla maruz bırakıldıkları haksızlıklar, insanlık dışı davranışlar, zulüm ve işkenceler karşısında dava edip haklarını savunacakları bir merci yoktu. Efendisi onu, istediği şekilde kullanabilirdi; evinde veya tarlasında, her türlü işte çalıştırır; döver, söver, işkence eder, hatta öldürebilirdi... ona hiç kimse karışmazdı.

Bu dönemde Müslümanların da köle ve cariyeleri vardı. Sözgelimi Hz. Muhammed'in de peygamberlik öncesi döneminden bir kölesi, peygamber olduktan sonra da üç cariyesi(!) vardı.  Hz. Muhammed'in kölesi Zeyd b. Harise yedi yaşlarında küçük bir çocuk idi. Bir baskın sonucu Şam yöresinde mukim olan ailesinden zorla koparılarak kaçırılmış ve Mekke'de, köle pazarında satılığa çıkarılmıştı.
Dul ve zengin bir kadın olan Huveylit b. Esed'in kızı Hatice işlerini gördürmek için Zeyd'i satın almış ve kendisine köle edinmişti. Hz. Hatice, Hz. Muhammed ile evlendikten sonra kölesi Zeyd'i kocasına hediye etti. Böylelikle Hz. Muhammed'in de peygamberlik öncesi hayatında bir kölesi olmuş oldu.

Zeyd'in akrabaları ticaret amacıyla gittikleri Mekke'de onu görünce hemen tanıdılar. Ülkelerine döndükleri zaman babasına, Zeyd'i Mekke'de gördüklerini haber verdiler. Zeyd'in babası ile amcası, çocuklarını almak için Mekke'ye geldiler. Hz. Muhammed'i arayıp buldular ve O'ndan, her kaça olursa olsun, bedelini ödeyip çocuklarını almak istediklerini söylediler. O da, sizin oğlunuz burada benim oğlum mesabesindedir.
Buna rağmen Zeyd'e soralım; eğer sizinle gitmek isterse, hiçbir bedel ödemeden alıp götürebilirsiniz, dedi. Zeyd'e soruldu. O, babasıyla gitmek istemedi ve aralarında bulunduğu aileden çok memnun olduğunu, dolayısıy-la Hz. Muhammed'in yanında kalmak istediğini söyledi. Bunun üzerine Hz. Muhammed geleneğe uyarak Kabe'nin yanında Zeyd'i işaret ederek orada bulunanlara şu ilanda bulundu: "O halde biliniz ki, ben de Zeyd'i azat ettim ve kendime evlat edindim, artık Zeyd hürdür.

Bundan sonra Zeyd benim oğlum, ben de onun babasıyım. O bana varis olacak ben de ona varis olacağım." Babası ve amcası, Zeyd'i almadan ailelerine elleri boş dönüyorlardı, ama onun bulunduğu yerin güvenirliliğini ve oğullarının mutluluğunu görmeleri sebebiyle gönülleri rahattı...
Bu hadiseden sonra Zeyd, o toplumda yaygın geleneğe göre, Hz. Muhammed'in oğlu, o da Zeyd'in babası olmuştu. Hicretin beşinci yılında indirilen Ahzab suresinin dört ve beşinci Ayetleri gelinceye kadar herkes onu "Zeyd b. Muhammed", yani "Muhammed'in oğlu Zeyd" diye çağırıyordu.
Kaynak: Prof. Dr. M. Zeki Duman, Erciyes Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Tefsir Anabilim Dalı Öğretim Üyesi zduman@erciyes.edu.tr
 

Facebook'ta paylaş butonu
Print
Yorum Yap
Yorumunuz
1000

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Facebook Yorumları
Dikkat Çekenler
Yazarlar
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
Alıntı Yazarlar
Anket

Sayfalar
Duyurular
Linkler
Arşiv
Günlük Gazeteler
Oku
Ziyaretçi Defteri
Hava Durumu
Hava Durumu
Yükleniyor...